Dışarısı bize ne kadar yakın, yoksa mahrem olan dışarısı mı?
Berk Kır, sokaktaki buluntu nesnelerle kurguladığı dünyada bedenin nesneyle kurduğu ilişki üzerinden içsel ve dışsal bir ayrım sağlayarak mahremiyet ve cinsiyet gibi kavramları kent deneyimleri üzerinden sorguluyor.
Uğur Ugan
Kamusal alan ile mahremiyet alanları dışarısı-içerisi ayrımı kurarken beden ve nesneler nasıl birer sembolik özneye dönüşebilir? Dışarısı bir öteki midir yoksa özne için mahrem olan şey dışarda mıdır? Sokağın evle, kentin mekânla, bedenin dışarısıyla olan ilişkisinde görünmez olan bariyerler hangi durumlarda ortadan kalkıyor ya da birbiriyle yakınlaşıyor. Özellikle de kentle olan ilişkide.
İşte üretimlerinde fotoğrafın sunumu ile ilgili keşifler arayan Berk Kır, Jacques Lacan’ın “extimacy” kavramından yola çıkarak adlandırdığı “Dışarıda Yakınlık” sergisinde bu soruların peşine düşüyor ve içsel ve dışsal ayrımı kurarken bedenin mahremiyet, cinsiyet ve iç dünyasıyla ilgili görsel bir sunuma girişiyor.
Gündelik hayatın sıradan objelerini yeniden yorumlayarak nesnenin varlığı üzerinden kişisel ve kamusal alanları yeniden sorgulayan sanatçı sokakta karşımıza çıkan buluntu nesneleri mekânsal anlamda yer değiştirdiğinde birbirinden farklı potansiyellere eviriyor ve ortaya hem işitsel hem de görsel bir çoklu bir deneyim alanı çıkıyor. Sokaktan itibaren izleyiciyi kurduğu dünyaya davet eden sergi bir başka yönüyle flanör kavramıyla da temas kuruyor ve kent deneyimlerini de bu ‘dışarıdaki yakınlık’ çerçevesinde ironik bir temasa dönüştürüyor.
“Başımın Üstünde Yerin Var” fotoğraf dizisinin bir sonucu olarak uzun zamandır sürdürdüğü fotoğraf çekme eylemini ilk kişisel sergisine dönüştüren Berk Kır, 5-31 Ocak 2024 tarihleri arasında Merdiven Art Space’de Nazlı Pektaş’ın küratörlüğünde izleyiciyle buluşan “Dışarıda Yakınlık” sergisinde kentteki buluntu nesnelerle poz veren bedenler, nesne ve insan arasındaki kimliği kuran/kurgulayan bağı cinsiyetler düzleminde gösteriyor.
Sanatçı Berk Kır ile ilk kişisel sergisi “Dışarıda Yakınlık”ın çerçevelediği kavramsal noktaları ve keşiflerini konuştuk.
Başımın Üstünde Yerin Var fotoğraf dizisi nasıl bir çalışma bütünüydü, sergiye evrilme süreci nasıl gelişti?
Bu seri, 2019 yılında üzerine çalışmaya başladığım nesnelerin potansiyel ilişkileri ve dil bağlamındaki gözlemlerime dayalı olarak gelişmeye başladı. Sokakta bulduğum kime ait olduğunu bilmediğim salt olarak sadece dışarıda konumlanan nesneleri toplayarak, ev mekanına taşındıklarında kullanan kimliklerin yoğunluğuyla belirlenen, atanan, yüklenen potansiyel cinsiyetin üzerine düşünmekle, baş üzerindeki yerin hoşgörüyü sızdıran yanı içerisinde belirli kimlikleri hizmet politikasıyla tanımlanıyor oluşunu aramak çıkış noktasıydı.
Bedenler ve nesneler üzerine ilişkiyi kurgulayan Başımın Üstünde Yerin Var serisi her nesnenin kendi başına varlığı üzerinden kişisel ve kamusal alanları nasıl dönüştürüyor? Özellikle içsel ve dışsal ayrımı kurarken bedenin mahremiyet, cinsiyet ve iç dünyasıyla ilgili neler söylüyor bu sergi?
Aslında bir önceki soruda bahsettiğim çıkış noktası, nesneler üzerindeki düşünme kabiliyetimi nesne yönelimli ontolojinin çalışma alanını keşfetmek ve onunla beraber düşünüyor olmaya dönüştürdü. Bedenin nesneyle kurduğu ilişkiye nesnenin bedenle kurduğu ilişki perspektifinden de bakıyor olmak gerek. Yine kullanım sıklığının hane olması bakımından nesnenin mevcudiyeti içe evriliyor. Bu içe dönük nesnenin, sokaktaki hali kendi arasında bir yarığa dönüşebiliyor. İç ve dış ayrımını nesne benzeri bir mevcudiyetle ele almak gerekir diye düşünüyorum. Bu sergi, fotoğrafın kendi nesnesini arayan bakışa dair bir şeyler söylüyor esasında. Şehir malzemesi olarak yaklaştığım trapez sac, sokaktaki bulunuşundan ötekileşerek fotoğrafın kapsamına giren bir durum olarak konumlanıyor. İsim olarak seçtiğim “Dışarıda Yakınlık” başlığı geriye dönük bir okumayla benimsediğim Anne Rothenberg’in önerisi aslında. Lacan’ın dışarıdalık bakışı nesnenin kendisini alımlamak için dışarıda yakınlık dediğim bir tanıdığa alan açıyor.
Fotoğraflara dinamizmini veren gündelik hayattan topladığın sıradan buluntu nesneleri özellikle tercih etmenin bir sebebi var mı? Bu nesneler hangi karşılıklara denk geliyor senin dünyanda?
İmajlarda yer alan nesneleri rastlantısallık üzerinden kullandığımı söyleyebilirim. Sokakta bulduğum nesneler üzerinden bir gözlem, oradan bir tespit, oradan ise bir araştırma yöntemine vardığım tetikleyiciler olarak konumlandılar.
Sokakta atılmış bu buluntu nesneler mekânsal anlamda yer değiştirdiğinde nasıl bir potansiyele dönüşüyor? Malzeme, fotoğraf üzerinde ne oranda etkili sence?
Sosyokültürel bağlamda nesnelerin kullanıcısı bakımından onun neye ya da kime ait olduğu inşa edilebilir açıklıkta duruyor. Tam da bu açıklıktan sızarak nesnelerin konumlanışı bakımından yeni anlamları ve oluşları araştırıyorum. Malzeme ile fotoğrafın ilişkisi beni fotoğrafın kendi nesnesini inşa edebilmesi fikrine getiriyor. Örneğin sergimde görülen trapez saclar oluklu bir yüzeye sahip olmaları bakımından üzerine giydirdiğim fotoğrafa bakıldığı her açıdan başka bir anlam öneriyor. Dolaylı olarak malzemeyi fotoğrafa dair bir anlam önerebilir haliyle konumlandırırken anlamını pekiştiren ya da içini oyan bir kuvveti hakkında da düşünüyorum.
Fotoğraflarını sac trapezler üzerine giydiriyorsun. Bu materyallerin kullanılması fotoğrafın sunumu ile ilgili bir kısıtlayıcılık getirdi mi, bu metal plakalar dışında başka bir materyal de olabilir miydi?
“Dışarıda Yakınlık” bağlamında başka hiçbir malzeme düşünmedim, niyetim hep çok keskindi. Kendimle titiz bir uzlaşı içinde gelişti her detay. Ancak inatçı bir malzeme olduğunu söyleyebilirim… Üzerinde tutunacak imajın belirleyici etkenlerinden biri ısı oluyor. Trapez sacın sergideki yeri hem malzeme olarak yeni bir anlamı önerebilen bir kuvvete dönüşmesi hem de şehrin güncel haline ve dışarıya dair çok şey söylemesiyle ilişki kuruyor.
Fotoğraflara başka bir açıdan bakıldığında her seferinde açının farklı bir vizyon içermesi fotoğrafın her seferinde başka bir varoluşa dönüştüğünü ve çoklu bir deneyim alanı yarattığını söyleyebilir miyiz?
Evet, malzemenin fotoğrafla kurduğu ilişkiyi nesne yönelimli ontoloji içerisinden ele alıyorum. Burada nesnenin diğer nesneye ne söylediği ayrı bir çatlak doğuruyor.
Serginin kavramsal çerçevesini belirleyen Jacques Lacan’ın “Extimacy” kavramınıdan ilhamla 'dışarı'yı 'öteki' olarak mı okumak gerek yoksa özne için en ‘mahrem’ olan dışarıda olan bir şey midir?
Extimacy benim için “içindeki senden daha sen” olan nesne benzeri bir mevcudiyete denk düşüyor diyebilirim. Kavramı, yakınlık, dışarısı ile en derin içerisi, ruhun dışı ve en içi, dış dünya ve en iç arasında bir yerlerden ele alıyorum.
Serginin bir diğer temas ettiği nokta ise flanörlük hususunda, ev-kent ve dışarısı- içerisi kontrastında kentle nasıl bir ilişkisi var serginin, kenti adımlarken elde edilen deneyimlerin nasıl karşılıkları mevcut?
Sergi içeriye girmeden sokakta başlıyor aslında. Kentte zaman geçiren bir özne olarak “şşş” sesiyle Merdiven Art Space’in cephesinden yoldan geçenlere dakikada iki kere olmak üzere sistematik bir şekilde atılmak üzere olan lafın girizgahını yapıyorum. Bu şehir deneyiminin kendisinden doğan bir karşılaşma diyebilirim. Kendi hayatımda ve pratiğimde özümsemeyi önemsiyorum. Sokakta rastladığım nesnelerin yeri ve yersizliği bir ikilem oluşturuyor. Şehir nesnesi olarak gördüğüm trapez sacların her defasında çeşitli anlamlar ile kent içerisinde olduğunu ve her yerde olmasına rağmen bir tür görünmezliği olduğunu düşünüyorum. Malzemenin kendisi bakışı bloke eden, içeridekini koruyan kalkan olarak kullanım görürken galeri mekânında sokaktan görülen koca bir vitrinin ardında korunan bir şey olarak duruyor.
Fotoğrafın sunumu üzerine ilerleyen dönemde yapmayı planladığın yeni fikirlerin var mı? Seni takip edenleri gelecek dönem neler bekliyor?
Fotoğrafın kendi nesnesini inşa etme potansiyelleri ve içerlediği anlamın strüktürünü görmek hakkında düşünmeye ve üretmeye devam ediyorum. Bu sergiyle beraber ses hakkında da çalışmaya başladım. Fotoğrafın kapsayıcılığına dair yeni üretimler deniyorum. Şehrin alternatif mekânlarında kurmak istediğim bir takım karşılaşma alanları var diyebilirim.